Sözleşmeden çekilme kararının Anayasa'nın 90. ve 104. maddelerine aykırı olduğunu savunuyor.
Istanbul Convention withdrawal
Was withdrawal from the Istanbul Convention by presidential decision lawful?
Do legal professionals consider leaving the Istanbul Convention, which TBMM had approved, by a single presidential decision lawful?
Direct votes from legal professionals are verified against a public bar record and Google-signed email evidence. See how it can be checked.
Results
Lawful
0.6%2 individual / 0 bar associations
Unlawful
99.4%68 individual / 79 bar associations
Opinions
170 opinionsÇekilme kararının hukuki değil siyasi nitelikte olduğunu ve insan hakları yükümlülüklerini zedelediğini belirtiyor.
Cumhurbaşkanı'nın tek başına böyle bir karar alma yetkisi olmadığını ve uluslararası antlaşmaların yasama yetkisi alanına da girdiğini belirtiyor.
Cumhurbaşkanı kararının yetkisizlik ile sakat olduğunu, hukuki sonuç doğurma kabiliyeti bulunmadığını ve sözleşmenin iç hukukta bağlayıcılığını koruduğunu söylüyor.
Çekilmenin uluslararası hukuk standartlarıyla uyumlu, fakat Türk anayasa hukukunun gerekleriyle uyumsuz olduğu sonucuna varıyor.
TBMM'nin yaptığı kanunun Cumhurbaşkanı kararıyla kaldırılamayacağını ve bunun Anayasa'ya göre mümkün olmadığını söylüyor.
Cumhurbaşkanı kararıyla çıkılmasının hukuka aykırı olması nedeniyle açtıkları davanın Danıştay İDDK tarafından onandığını duyuruyor.
İstanbul Sözleşmesi'nden hukuka aykırı çıkışı tamamen reddettiğini ve kararın Anayasa'ya aykırı olduğunu söylüyor.
Çekilme kararının kadınlar ve LGBTİ+'lar üzerindeki sonuçlarını yaşadıklarını, iç hukuk yollarıyla mücadele edeceklerini söylüyor.
Danıştay'ın hukuka uygun bulma kararını kabul edilebilir görmüyor ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırı buluyor.
Uluslararası hukuk bakımından çekilme usulünün doğru olduğunu, ulusal hukuk bakımından ise yalnızca Cumhurbaşkanı kararıyla fesih yapılamayacağını söylüyor.
Cumhurbaşkanı kararnamesi ile uluslararası sözleşmeden çekilinilemeyeceğini savunuyor.
Gerekçeli kararda açık iptal gerekçelerinin dikkate alınmadığını ve işlemin yetki, sebep, amaç ve konu yönlerinden hukuka aykırı olduğunu belirtiyor.
TBMM onaylı insan hakları andlaşmasından Cumhurbaşkanının tek yanlı kararıyla çıkılmasını Anayasa m.90, m.104 ve m.13 bakımından sorunlu buluyor.
Danıştay'ın çekilme kararını hukuka uygun bulmasını anayasa, yasalar ve devlet uygulamalarıyla uyumlu görüyor.
Danıştay kararının tehlikeli bir sürecin önünü açtığını söylüyor.
Yeni sistemin antlaşma sona erdirme kurallarını incelerken İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme kararını anayasaya aykırı buluyor.
Yetkide ve usulde paralellik uyarınca hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna vardı.
Kararın hukuki değil siyasi olduğunu, Danıştay'ın politik bir karar verdiğini söylüyor.
Kararın anayasal dayanağı olmadığını ve uluslararası antlaşmadan çekilmenin sadece Cumhurbaşkanı yetkisine dayandırılamayacağını söylüyor.
Fesih kararının hukuka uygun olmadığını, kamu yararı bulunmadığını ve usule uygun fesih işlemi gerçekleşmediğini belirtiyor.
Yürütme organı işlemiyle fesih mümkün değildir görüşündeki karşı oya katıldı.
Derneğin Danıştay'daki davaya Cumhurbaşkanı kararının iptal edilmemesi yönünde müdahillik talebinde bulunduğu aktarılıyor.
TTB adına davanın yaşam hakkı ve sağlık hakkı temelinde değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.
TBMM uygun bulma kanunuyla yürürlüğe giren temel hak sözleşmesinden Cumhurbaşkanı kararıyla çıkılamayacağını söylüyor.
Danıştay heyetinden hukuku savunmasını ve çekilme kararının iptalini talep ediyor.
İdari işlemlerin amacının kamu yararı olduğunu sorarak çekilme kararında kamu yararı bulunmadığını savunuyor.
Çekilme kararını hukuka aykırı buluyor ve Anayasa m.104 uyarınca temel hak konularında Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamayacağını söylüyor.
İdari işlemlerde neden ve kamu yararı bulunduğunu, dava konusu işlemde kamu yararı olmadığını söylüyor.
İnsan hakları metinlerinin değerler, hassasiyetler veya çoğunluk üzerinden düzenlenemeyeceğini söylüyor.
6284 sayılı Kanun'un temelinde İstanbul Sözleşmesi olduğunu, bu temel çekildiğinde korumanın zayıflayacağını söylüyor.
Eşitlik ve insan haklarının aksi yönündeki idari davranışın ayrımcılık olduğunu belirtiyor.
Sözleşmeden çekilmenin hukuksuzluğunu ispat etmek zorunda bırakıldıklarını söylüyor.
Tek bir kişinin imzasına karşı milyonların imzasını taşıyan bir mücadele yürüttüklerini ve çekilme sonrası koruma tedbirlerinde geriye gidiş yaşandığını söylüyor.
TBMM onayıyla yürürlüğe giren İstanbul Sözleşmesi'nin yalnızca Cumhurbaşkanı kararıyla feshedilemeyeceği yönünde mütalaa verdi.
Meclis'in çok geniş iradesiyle girilen İstanbul Sözleşmesi'nden tek kişinin kararıyla çıkılamayacağını söylüyor.
Anayasa'nın 104. maddesi uyarınca bu tür anlaşmaların Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile feshedilmesinin mümkün olmadığını söylüyor.
3718 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı'nın Anayasa'ya aykırı olduğunu savunuyor.
Uluslararası sözleşmelerin Meclis onayıyla yürürlükten kaldırılabileceğini ve kanunun ancak kanunla değiştirilebileceğini savunuyor.
Çekilme kararının Anayasa'ya aykırı olduğunu ve temel yasayı göz ardı ettiğini söylüyor.
Cumhurbaşkanı kararının hukuka uygun olduğunu ve fesih/çekilme usulünün teknik milletlerarası andlaşmalar hukukuna dayandığını savunuyor.
Tek kişilik kararlara karşı açılan davalarda hukukun gücünü savunduklarını söylüyor.
Sözleşmeden çekilme kararına yönelik dava konusu işlemin iptali gerektiğini düşünüyor.
Çekilme kararının usule aykırı olduğunu ve usul dışında esastan da iptal edilmesini istediklerini söylüyor.
Çekilme işlemini sakat ve ayrımcı bir idari işlem olarak nitelendiriyor.
Tek kişi kararıyla uluslararası sözleşmeden çekilmenin hukuki dayanağı olmadığını ve kararın yok hükmünde olduğunu söylüyor.
Temel haklara ilişkin çekilmelerin usulünün kanunla belirlenmesi gerektiği sonucuna varıyor.
Uluslararası bir sözleşmeden tek başına bir yetkiyle ve kararnameye dayanılarak çekilemeyeceğini söylüyor.
Temel haklara ilişkin çekilmelerde çekilme usulünün yasama tarafından belirlenmesi gerektiği sonucuna ortak oluyor.
Sözleşme'den çıkış gerekçesinin LGBTİQ+'lara yönelik nefret söylemine dönüştüğünü ve koruma yükümlülüğüne aykırı olduğunu belirtiyor.