Ayasofya'nın statüsünün Cumhurbaşkanı kararıyla değiştirilebileceğini, yargının bu siyasi-tarihi tercihi üstlenmemesi gerektiğini belirtiyor.
Hagia Sophia judgment
Was the Council of State 10th Chamber's 2020 annulment of the 1934 Council of Ministers decision designating Hagia Sophia as a museum lawful?
Do legal professionals consider the Council of State's annulment of the 86-year-old museum decision, clearing the way for Hagia Sophia's use as a mosque, lawful?
Direct votes from legal professionals are verified against a public bar record and Google-signed email evidence. See how it can be checked.
Results
Lawful
29.7%11 individual / 0 bar associations
Unlawful
70.3%23 individual / 1 bar associations
Opinions
60 opinionsDanıştay'ın 1934 kararını iptal etmesini süre ve dava ehliyeti yönünden hatalı bulurken, Ayasofya'nın vakıf/tapu niteliği nedeniyle cami sonucunu ilkesel olarak doğru görüyor.
Danıştay'ın kararını yargısal bağımsızlık, court packing ve yargısal tahrif bağlamında eleştiriyor.
Danıştay'ın gerçek bir hukuki uyuşmazlık yargılaması yapmadığını, yürütmenin vekili gibi davrandığını ve gerekçelerinin tahrif niteliğinde olduğunu savunuyor.
Ayasofya'nın müzeye dönüştürülmesinin din özgürlüğü, kanunilik, ölçülülük ve mülkiyet hakkı bakımından korunabilir meşru amacı bulunmadığını savunuyor.
Ayasofya'nın vakıf malı olduğunu, vakıf malına zaman aşımı işlemeyeceğini ve kararın tamamen hukuki dayanaklara bağlı olduğunu söylüyor.
Danıştay'ın hukuken doğru sonuca ulaştığını kabul eden Harvard Law Review notunu olumlu değerlendiriyor ve Osmanlı vakıf hukukunu modern trust law ile karşılaştırıyor.
Ayasofya'da vakıf hukuku gerekçesiyle Danıştay'ın daha önce kesinleşmiş ret kararlarına rağmen 90 yıla yakın süre sonra idari işlemi iptal etmesini hukuki güvenlik bakımından eleştiriyor.
Danıştay'ın iktidar tarafından tarafsallaştırıldığını ve Ayasofya kararında iktidarın doğrudan alamadığı kararı Danıştay'a aldırdığını söylüyor.
Ayasofya'nın yeniden camiye çevrilmesinin hukukiliğini sorgulamak için Türk iç hukuku ve uluslararası hukuk bakımından gerekçeler bulunduğunu savunuyor.
Danıştay'ın davayı süresinde ve kesin hüküm engeli olmadan incelemesini, vakıf amacı ve mülkiyet gerekçeleriyle uyumlu buluyor.
Ayasofya'nın camiye çevrilmesinin Dünya Mirası Sözleşmesi'nin amaç ve ruhuyla gerilim yarattığını ve devlet sorumluluğunu gündeme getirebileceğini savunuyor.
Ayasofya'nın camiye çevrilmesinin uluslararası kültürel miras hukuku bakımından sorumluluk iddialarına konu olabileceğini değerlendiriyor.
Danıştay'ın yeni bir usul icat ederek yargı yetkisini aşan bir icazet üretmesi olarak değerlendiriyor.
1934 kararının birel işlem olduğunu, İYUK 7/4 yoluyla dava süresinin canlandırılamayacağını ve bu nedenle iptalin usulen hukuka aykırı olduğunu savunuyor.
Ayasofya'nın cami olarak yeniden yapılandırılmasının Dünya Mirası Sözleşmesi kapsamındaki koruma ve sunum yükümlülüklerini ihlal ettiğini savunuyor.
Danıştay'ın aynı davacı ve kesinleşmiş önceki süreçlere rağmen 1934 kararını iptal etmesini usul, Cumhuriyet hukuku ve hukuki öngörülebilirlik bakımından eleştiriyor.
Vakıf senedi ve cami amacı gerekçesini aktarırken, aynı konuda önceki kesinleşmiş davalar nedeniyle yeniden dava açılmasında hukuki yarar bulunmadığı görüşünü de savunuyor.
Danıştay'ın Ayasofya içtihadında keskin bir değişiklik yaptığını, bunun siyasi iradeye meşruiyet verdiğini ve hukuki öngörülebilirlik/istikrar bakımından kaygı yarattığını belirtiyor.
1934 tarihli karar hakkında Danıştay'ın gerekçesini 'akla zarar' olarak niteliyor ve gerekçenin hukuksal-siyasal sonuçlarına dikkat çekiyor.
Hukukçular Derneği, Danıştay kararının vakıf ve tapu gerekçeleri itibarıyla hukuka ve hakkaniyete uygun olduğu kanaatini açıkladı.
Ayasofya ile ilgili Danıştay 10. Dairesi kararının usul ve esas açısından hukuksal temellerden yoksun olduğunu belirtiyor.
Uluslararası miras hukukunun statü değişikliğini açıkça yasaklamadığını ve hukuki yaptırım zemininin zayıf olduğunu belirtiyor.
Ayasofya'nın camiye çevrilmesinin UNESCO rejimi ve AİHS bağlamında uluslararası hukuku ihlal ettiğini savunuyor.
Davanın aynı taraf, konu ve sebep nedeniyle kesin hüküm ve süre engelleriyle reddedilmesi gerektiğini savunuyor.
Kesin hüküm, hukuki güvenlik ve bireysel işlemlerin dava süresi bakımından Danıştay kararını sorunlu görüyor.
Davada süre aşımının bariz olduğunu ve kesin hükmün ihlal edildiğini belirtiyor.
Danıştay kararına karşı süre, kesin hüküm ve kültürel miras itirazlarının hukuki geçerliliği bulunmadığını savunuyor.
Danıştay kararının, 1934 işlemini sonraki hukuk ve AİHM içtihatlarıyla değerlendirdiği için teknik olarak hatalı olduğunu savunuyor.
Danıştay kararını, mahkemelerin Anayasa ve yasalara göre değil zamana ve zemine göre karar verdiğinin bir örneği ve hukuk devleti iddiasının iflası olarak nitelendiriyor.
Danıştay kararının hem usul hem esas yönünden hukuka aykırı olduğunu; süre, İYUK 10/11, dava ehliyeti, kesin hüküm, görev ve husumet sorunları taşıdığını savunuyor.
Danıştay'ın süre ve ehliyet yönünden reddetmesi gereken davanın esasına girerek yerleşik içtihatlara aykırı karar verdiğini savunuyor.
Ayasofya'nın cami/hayrat vakıf niteliğinin değiştirilemeyeceğini ve Danıştay kararının bu ihlalin kaldırılmasına vesile olduğunu savunuyor.
Ayasofya kararında süre ve kesin hüküm tartışmaları bulunduğunu, ancak esas bakımından kararın hukuken doğru göründüğünü söylüyor.
Danıştay kararını siyasal gerekçelerle verilmiş, Cumhuriyet hukuku ve laiklik ilkesi bakımından sorunlu bir karar olarak eleştiriyor.
Danıştay kararını hukukilik görünümü altında siyasal tasfiye kapısı açan ve hukukla açıklanamayan bir karar olarak nitelendiriyor.
Kararın temyiz edilmesi ve üst mahkeme denetiminden geçmesi gerektiğini, aksi halde hukuki güvenlik tartışması doğacağını belirtiyor.
Ehliyet ve süre aşımı yönünden reddi gereken davanın kabulüyle 1934 Bakanlar Kurulu kararının iptal edilmesini yanlış buluyor.
ACLJ legal-team memo treats Turkey's domestic-sovereignty argument as legally relevant while warning that implementation could violate World Heritage and religious-freedom obligations.
1470 vakfiyesi ve 1936 tapu kaydının Ayasofya'yı cami/hayrat olarak gösterdiğini ve Danıştay kararının hakkın iadesi niteliğinde olduğunu savunuyor.
Davalı idarenin kararı temyiz etmemesini sorguluyor ve savcı görüşü ile idare savunmasını ayrıntılı biçimde aktarıyor.
Danıştay'ın Ayasofya'yı yeniden cami statüsüne kavuşturan kararını olumlu değerlendirerek, bunun 80 yılı aşan bir hukuksuzluk ve hak ihlalini düzelttiğini söylüyor.
80 yılı aşmış bir işlemin yeniden dava konusu edilip iptal edilemeyeceğini ve kararın hem usul hem esas bakımından hukuka aykırı olduğunu belirtiyor.
Danıştay yoluna gidilmesini, Cumhurbaşkanı kararnamesiyle yapılabilecek bir işin yargıya aldırılması olarak eleştiriyor; Danıştay'ın Fatih Sultan Mehmet'in iradesini hukuk ve Bakanlar Kurulu kararının değiştiremeyeceği sonucuna varmasını hukukun geldiği yer bakımından belirleyic...
Danıştay'ın Fatih Sultan Mehmet'in vakıf senedini esas alıp Bakanlar Kurulu kararını iptal ettiğini, Ayasofya'nın cami olarak vakfedilme durumuna dönmüş olduğunu ve kararın Türkiye'nin egemenlik hakkıyla ilgili olduğunu söylüyor.
Danıştay kararının Ayasofya'nın Fatih Sultan Mehmet Vakfı mülkiyetinde ve vakfiyesine uygun biçimde cami olarak kullanılmasını gerektirdiğini söylüyor.
Danıştay kararının iç hukuk ve uluslararası hukuk değerlendirmeleri içerdiğini, Dünya Mirası statüsünün müze statüsü zorunluluğu yaratmadığını belirtiyor.
Vakıf mülkiyeti ve Kariye emsali üzerinden Ayasofya'nın siyasi takdirle değil hukuk gereği cami statüsüne döndürülmesi gerektiğini savunuyor.
Davalı idare savunması, davanın süresinde olmadığını, kesin hüküm bulunduğunu ve kullanım biçiminin yürütmenin takdirinde olduğunu ileri sürdü.
Danıştay savcısı, davanın süre ve kesin hüküm gerekçeleriyle ve ayrıca esastan reddedilmesi gerektiği görüşünü bildirdi.