Ayasofya'nın statüsünün Cumhurbaşkanı kararıyla değiştirilebileceğini, yargının bu siyasi-tarihi tercihi üstlenmemesi gerektiğini belirtiyor.
Ayasofya Danıştay kararı
Danıştay 10. Dairesi'nin Ayasofya'yı müze yapan 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını 2020'de iptal etmesi hukuka uygun mu?
Hukukçular, Danıştay'ın 86 yıl önceki Ayasofya müze kararını iptal ederek cami statüsünün yolunu açmasını hukuka uygun buluyor mu?
Encam
Li gorî qanûnê
23.8%5 kesane / 0 baro
Li dijî qanûnê
76.2%15 kesane / 1 baro
Nêrînên bi çavkaniyê
32 nêrînDanıştay'ın kararını yargısal bağımsızlık, court packing ve yargısal tahrif bağlamında eleştiriyor.
Danıştay'ın gerçek bir hukuki uyuşmazlık yargılaması yapmadığını, yürütmenin vekili gibi davrandığını ve gerekçelerinin tahrif niteliğinde olduğunu savunuyor.
Danıştay'ın hukuken doğru sonuca ulaştığını kabul eden Harvard Law Review notunu olumlu değerlendiriyor ve Osmanlı vakıf hukukunu modern trust law ile karşılaştırıyor.
Ayasofya'nın yeniden camiye çevrilmesinin hukukiliğini sorgulamak için Türk iç hukuku ve uluslararası hukuk bakımından gerekçeler bulunduğunu savunuyor.
Danıştay'ın davayı süresinde ve kesin hüküm engeli olmadan incelemesini, vakıf amacı ve mülkiyet gerekçeleriyle uyumlu buluyor.
Ayasofya'nın camiye çevrilmesinin Dünya Mirası Sözleşmesi'nin amaç ve ruhuyla gerilim yarattığını ve devlet sorumluluğunu gündeme getirebileceğini savunuyor.
Ayasofya'nın camiye çevrilmesinin uluslararası kültürel miras hukuku bakımından sorumluluk iddialarına konu olabileceğini değerlendiriyor.
Danıştay'ın yeni bir usul icat ederek yargı yetkisini aşan bir icazet üretmesi olarak değerlendiriyor.
1934 kararının birel işlem olduğunu, İYUK 7/4 yoluyla dava süresinin canlandırılamayacağını ve bu nedenle iptalin usulen hukuka aykırı olduğunu savunuyor.
Hukukçular Derneği, Danıştay kararının vakıf ve tapu gerekçeleri itibarıyla hukuka ve hakkaniyete uygun olduğu kanaatini açıkladı.
İstanbul Barosu'nun Ayasofya'nın ibadete açılmasına ilişkin Danıştay kararını hukuksal temellerden yoksun olarak nitelendirdiği aktarılıyor.
Ayasofya'nın camiye çevrilmesinin UNESCO rejimi ve AİHS bağlamında uluslararası hukuku ihlal ettiğini savunuyor.
Uluslararası miras hukukunun statü değişikliğini açıkça yasaklamadığını ve hukuki yaptırım zemininin zayıf olduğunu belirtiyor.
Davanın aynı taraf, konu ve sebep nedeniyle kesin hüküm ve süre engelleriyle reddedilmesi gerektiğini savunuyor.
Kesin hüküm, hukuki güvenlik ve bireysel işlemlerin dava süresi bakımından Danıştay kararını sorunlu görüyor.
Davada süre aşımının bariz olduğunu ve kesin hükmün ihlal edildiğini belirtiyor.
Danıştay kararının, 1934 işlemini sonraki hukuk ve AİHM içtihatlarıyla değerlendirdiği için teknik olarak hatalı olduğunu savunuyor.
Danıştay kararını siyasal gerekçelerle verilmiş, Cumhuriyet hukuku ve laiklik ilkesi bakımından sorunlu bir karar olarak eleştiriyor.
Danıştay kararını hukukilik görünümü altında siyasal tasfiye kapısı açan ve hukukla açıklanamayan bir karar olarak nitelendiriyor.
Kararın temyiz edilmesi ve üst mahkeme denetiminden geçmesi gerektiğini, aksi halde hukuki güvenlik tartışması doğacağını belirtiyor.
1470 vakfiyesi ve 1936 tapu kaydının Ayasofya'yı cami/hayrat olarak gösterdiğini ve Danıştay kararının hakkın iadesi niteliğinde olduğunu savunuyor.
Davalı idarenin kararı temyiz etmemesini sorguluyor ve savcı görüşü ile idare savunmasını ayrıntılı biçimde aktarıyor.
Danıştay kararının Ayasofya'nın Fatih Sultan Mehmet Vakfı mülkiyetinde ve vakfiyesine uygun biçimde cami olarak kullanılmasını gerektirdiğini söylüyor.
80 yılı aşmış bir işlemin yeniden dava konusu edilip iptal edilemeyeceğini ve kararın hem usul hem esas bakımından hukuka aykırı olduğunu belirtiyor.
Danıştay kararının iç hukuk ve uluslararası hukuk değerlendirmeleri içerdiğini, Dünya Mirası statüsünün müze statüsü zorunluluğu yaratmadığını belirtiyor.
Vakıf mülkiyeti ve Kariye emsali üzerinden Ayasofya'nın siyasi takdirle değil hukuk gereği cami statüsüne döndürülmesi gerektiğini savunuyor.
Danıştay tetkik hâkimi, dava konusu işlemin iptal edilmesi gerektiği düşüncesini bildirdi.
Davalı idare savunması, davanın süresinde olmadığını, kesin hüküm bulunduğunu ve kullanım biçiminin yürütmenin takdirinde olduğunu ileri sürdü.
Danıştay savcısı, davanın süre ve kesin hüküm gerekçeleriyle ve ayrıca esastan reddedilmesi gerektiği görüşünü bildirdi.
Ayasofya'nın hukuken zaten cami olduğunu ve devlet ile yargının ibadete açma yönünde karar vermesi gerektiğini belirtiyor.
Ayasofya'nın Fatih Sultan Mehmet'in vakfettiği amaca uygun biçimde ibadete açılması gerektiğini ve hukuki sürecin buna göre değerlendirileceğini belirtiyor.